Şiddetten değil, kadınlardan taraf olun
Kadına yönelik şiddetin temel sebebi, erkeklerin kadınlar üzerinde şiddet uygulamayı bir hak olarak görmeleridir. Bu şiddet döngüsünün sona ermesi, ancak toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ortadan kaldırılmasıyla ve bu yolda hep birlikte mücadele edilmesiyle mümkündür. Gerçek bir değişim için şiddeti meşrulaştıran zihniyete karşı durmak ve her zaman kadınların haklarından yana taraf olmak hayati bir önem taşıyor.
Medeni Kanun nedir?
Medeni Kanun, bir bireyin doğumundan ölümüne kadar olan tüm haklarını, aile ilişkilerini, miras ve mülkiyet durumlarını düzenleyen en temel hukuk metnidir. Kadınların 18 yaşından önce evlendirilmesini yasaklayan bu kanun; kendi soyadını kullanma, kimseden izin almadan çalışma, boşanma durumunda velayet, nafaka ve tazminat alma gibi hayati hakları güvence altına alır. Miras ve evlilik gibi konularda kadınlarla erkeklerin tamamen eşit haklara sahip olmasını sağlayan düzenleme, kadınların “eşit yurttaş” statüsünün en güçlü garantisidir.
Miras Hukuku ve Eşya Hukuku nedir?
Miras ve Eşya Hukuku, kişilerin vefatından sonraki mal paylaşımını ve mülkiyet haklarını kadın-erkek eşitliği temelinde düzenleyen hayati kuralları kapsıyor. Kadınlar, ailedeki erkek mirasçılarla tamamen eşit pay alma hakkına sahipken, miras hakkının gasp edilmesini amaçlayan hileli mal devirlerine karşı da yasal koruma altında bulunuyorlar. Kadınlar, sahip oldukları malları vasiyetname ile diledikleri gibi paylaştırabiliyor ve kendilerinden izinsiz şekilde mülkleri üzerinde tasarrufta bulunulmasına karşı hukuki yollara başvurabiliyorlar.
Kişiler Hukuku nedir?
Kişiler Hukuku, her bireyin hak ehliyeti ve kişiliğinin korunması gibi en temel yasal konuları düzenleyerek, kadınların toplum içinde güçlenmesini ve erkeklerle eşit haklara sahip olmasını sağlar. Medeni Kanun’a göre 18 yaşını dolduran her kadın yetişkin sayılır ve hiç kimseden izin almadan kendi adına banka hesabı açma, mülk edinme veya soyadını belirleme gibi kararlarını bağımsızca verebilir.
Aile Hukuku nedir?
Aile hukuku; nişanlanma, evlenme, soybağı, boşanma, nafaka, velayet ve mal paylaşımı gibi hayatın en temel aşamalarını düzenleyen bir hukuk dalıdır. Medeni Kanun ile birlikte “aile reisi” kavramı geride kalarak, kadınlar aile içindeki her konuda erkeklerle eşit haklara sahip hale geldi. Güncel düzenlemelerle kadınlar; evlendikten sonra kendi soyadını kullanma, kimseden izin almadan çalışma ve boşanma durumunda evlilik içinde edinilen malların yarısını talep etme hakkına sahip.
6284 sayılı Kanun Kapsamında Verilebilecek Tedbirler Nelerdir?
6284 Erkekleri Cezalandırır mı?
6284 sayılı Kanun’un temel amacı, şiddet uygulayanı cezalandırmaktan ziyade, şiddete maruz kalan kişinin can güvenliğini en hızlı ve etkili şekilde sağlamaktır. Bu nedenle kanun kapsamındaki tedbirlerin alınması, delillerin toplanıp değerlendirildiği ve yıllarca süren geleneksel ceza yargılamalarından farklı bir hızda ilerler. Can güvenliğinin korunmasında her saniyenin hayati öneme sahip olması, 6284’ün bürokratik süreçlere takılmadan acil müdahale imkanı sunmasını sağlar.
6284 Neden Önemlidir?
6284 sayılı Kanun, sunduğu tedbir sistemiyle şiddeti henüz gerçekleşmeden engellemeyi ve şiddetin yaratabileceği ağır, telafisi mümkün olmayan zararlardan korunmayı hedefleyen bir düzenlemedir. Şiddetin beraberinde getirdiği umutsuzluk, utanç ve korku duygularıyla baş edebilmeyi destekleyerek, kadınların toplumsal hayata güvenli bir şekilde devam etmelerini mümkün kılar.
6284 Nedir?
6284 sayılı kanun, ev içi şiddete maruz kalan kadınların ve diğer aile bireylerinin şiddetten uzaklaşabilmesini ve can güvenliğini sağlayan temel bir tedbir yasasıdır. Temelini İstanbul Sözleşmesi’nden alan bu kanun, mağdurların korunması ve güvenli bir şekilde yaşamlarına devam edebilmeleri için hukuki bir kalkan görevi görür. Bu yasaya karşı çıkmak, şiddet mağduru kadın ve çocukların korunmasına ve onların temel yaşam haklarına doğrudan karşı durmak anlamına gelmektedir.
Kadınların Üreme Sağlığı Hizmetleri ve Kürtaj Deneyimleri Araştırması
Kadınların Üreme Sağlığı Hizmetleri ve Kürtaj Deneyimleri Araştırması’nda kadınlar baskın bir şekilde “kürtaj kadının kararıdır” diyor. Kadınlar için kürtaja karar verebilmek, hayata karar verebilmek, güçlenmek anlamına geliyor. Oysa bu araştırma, bu kararın, kadınlara bırakılmadığını gösteriyor.
Nafaka Nedir?
Nafaka, boşanma davası sürecinden başlayarak yoksulluğa düşen eşin veya çocukların temel ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlayan hukuki bir ekonomik destek mekanizmasıdır. Süreç boyunca ödenen tedbir nafakasına ek olarak, çocukların bakımı için iştirak nafakası ve yoksulluğa düşen tarafa sağlanan yoksulluk nafakası gibi türleri bulunan bu hak, sanılanın aksine süresiz olmayıp kişinin maddi durumunun iyileşmesi veya yeniden evlenmesi gibi koşullarda sonlandırılabilir.
Nafaka Hakkı ile İlgili Veriler
Nafaka mali güçle orantılı olarak belirlenmesine rağmen Türkiye’de hükmedilen yoksulluk nafakası ortalaması oldukça düşük bir seviyededir. Birçok durumda, kayıt dışı çalışmak veya mal varlıklarını başkasına devretmek gibi yöntemlerle bu tutarı düşürülüyor, hatta hükmedilen nafakaların %50’den fazlası hiçbir zaman ödenmiyor. Toplumun büyük bir çoğunluğu boşanma sonrası nafaka desteğini onaylasa da, uygulamada yoksulluk nafakası taleplerinin ancak yarısı kabul ediliyor.
İstanbul Sözleşmesi Nedir?
İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddeti bir insan hakları ihlali olarak tanımlar ve şiddetin önlenmesi için kadın ile erkek arasında eşitliğin sağlanmasını temel şart olarak kabul eder. Sözleşme; şiddeti önlemek, mağdurları korumak, failleri cezalandırmak ve kurumlar arası koordinasyonu kurmak üzere devletlere dört ana sorumluluk yükler. Bu kapsamda sığınaklar ve danışma merkezleri gibi mekanizmaların kurulmasını sağlar, şiddete yol açan kalıplaşmış toplumsal cinsiyet rollerinin değiştirilmesini hedefler.
İstanbul Sözleşmesi Nelerden Korur?
İstanbul Sözleşmesi; fiziksel, cinsel, ekonomik, psikolojik ve dijital şiddetin yanı sıra çocuk yaşta zorla evlendirilme ve gelenek adı altında işlenen nefret cinayetlerine karşı kapsamlı bir koruma sağlar. Şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi bulunan kadınların yanı sıra çocukları, yaşlıları, engellileri ve mültecileri; evde, iş yerinde, okulda veya dijital ortamlarda kimden gelirse gelsin her türlü saldırıya karşı savunur. Devletin hukuki, psikolojik ve ekonomik destek sunmasını zorunlu kılarak, toplumsal cinsiyet eşitliğini temel alan bütüncül politikaları uygulamasını bekler.
İstanbul Sözleşmesi Neden Var?
Türkiye’de her yıl yüzlerce kadın erkekler tarafından öldürülüyor ve her on kadından dördü hayatında en az bir kez fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalıyor. Şiddete uğrayan kadınların sadece çok küçük bir kısmı durumu yetkililere bildirirken, ihbar edilen vakaların büyük çoğunluğunda faillerle barıştırma yoluna gidiliyor veya süreç takipsiz kalıyor. Yargıya taşınan sınırlı sayıdaki dosyanın ise ancak beşte biri mahkumiyetle sonuçlanıyor; bu durum binlerce şiddet failinin hiçbir ceza almadan toplum içinde yaşamaya devam etmesine neden oluyor. İstanbul Sözleşmesi, işte bu cezasızlık döngüsünü kırmak ve şiddetsiz bir dünyayı mümkün kılmak için var.
İstanbul Sözleşmesi Bizim
İstanbul Sözleşmesi; ev içi şiddete uğrayan Ayşe, ısrarlı takibe maruz kalan Cansu ve erken yaşta zorla evlendirilen Zeynep gibi binlerce kadının şiddetten uzaklaşmasını, korunmasını ve yeniden güçlenmesini sağlar. Sözleşmenin etkin uygulanmasıyla kadınlar; failler hakkında uzaklaştırma kararı aldırabiliyor, boşanma süreçlerinde ekonomik ve ruhsal tazminat haklarını kullanabiliyor ve oturma izni gibi kaygılar gütmeden kendi dillerinde destek alabiliyorlar. Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamayı hedefleyen bu belge, kadına yönelik şiddetin ortadan kalktığı bir dünya için devletlere sorumluluk yükleyen en temel güvence olarak varlığını sürdürüyor.
Salgında Kadın Olmak
Salgında Kadın Olmak Raporu’na göre COVID-19 salgını süresince yapılan araştırmalar, kadınların %73’ünün ciddi ekonomik sorunlar yaşadığını ve her üç kadından birinin kendini “yoksul” veya “çok yoksul” olarak tanımladığını ortaya koyuyor. Salgın döneminde ev işlerine ve bakıma ayrılan sürenin devasa artışıyla birlikte her 10 kadından 7’si bu yükler altında zorluk çekerken, jinekolojik sağlık hizmetlerine erişim de %60 oranında kısıtlanıyor.