Skip to main content
Genel

Dünyadan Haberler (Temmuz-Aralık 2025)

2025’in son 6 ayında da dünyanın farklı köşelerinde kadınların hak mücadelesinin ne kadar çok cephede sürdüğünü bir kez daha görmüş olduk. Yasal reform vaatlerinin ertelendiği, kazanılmış hakların geri alınmaya çalışıldığı, şiddetin yapısal biçimlerde yeniden üretildiği bu dönemde kadınlar; meydanları, sokakları, kampüsleri doldurmaya, kamusal alanda varolmaya, ağlar kurmaya ve ulusal–uluslararası alanlarda seslerini yükseltmeye devam etti.

Afrika: Tunus’ta düzenlenen 6. Yüksek Düzeyli Afrika Forumu’nun kapanışında, kıta genelinde kadın hakları politikalarına yön vermeyi amaçlayan Tunus Bildirgesi kabul edildi. 9–10 Aralık tarihlerinde gerçekleşen forumda kabul edilen bildirge, Afrika Birliği ve üye devletlerin 2026–2035 dönemine ilişkin önceliklerini ortaya koydu; kadın haklarının güçlendirilmesi, kadınların barış ve güvenlik süreçlerine katılımının artırılması, yoksulluğun azaltılması ve kadınların ekonomik olarak güçlendirilmesi başlıklarını öne çıkardı. Bildirge ayrıca kadınları şiddete karşı koruma, iklim krizi, dijital dönüşüm ve insani felaketlerin Afrika’nın kadın, barış ve güvenlik gündeminin ortak çalışma alanları arasına alınmasını öngördü.

Amerika: Temmuz ayında Washington yönetimi, Belçika’daki bir depoda tutulan ve Sahra Altı Afrika’ya gönderilmesi planlanan 10 milyon dolarlık doğum kontrol malzemesini imha etme niyetini açıkladı; Uluslararası Aile Planlaması Federasyonu (IPPF), bu kararın 1,4 milyondan fazla kadın ve kız çocuğunu doğum kontrolüne erişimden mahrum bırakacağını, 174 bin istenmeyen gebelik ve 56 bin güvensiz kürtaja yol açabileceğini belirtti. Başkan Trump, ocak ayında ABD dış yardımı alan yabancı sivil toplum örgütlerinin, kendi öz kaynaklarını kullansalar dahi kürtaj hizmeti sunmasını, bu konuda danışmanlık yapmasını veya kürtajın yasallaşması için lobicilik faaliyet yürütmesini yasaklayan bir politika olan Küresel Susturma Kuralını (global gag rule) yeniden yürürlüğe soktu. Ekim ayında ise bu kuralın örgütlerin ötesine geçerek hükümetler ve çok taraflı kuruluşları da kapsayacak şekilde genişletileceğini duyurdu. Üreme adaleti savunucuları, ABD’nin Afrika ülkeleriyle müzakere ettiği yeni yardım paketlerinin, kapsamı genişletilmiş “küresel susturma kuralını” kabul etme şartına bağlanmasından endişe ediyor.

Avrupa Parlamentosu: Avrupa Parlamentosu, Avrupa çapında güvenli ve erişilebilir kürtaj hizmetine erişimi genişletmeyi talep eden, “My Voice, My Choice” (Benim Sesim, Benim Seçimim) adlı Avrupa Vatandaş Girişimi’ni (European Citizens’ Initiative – ECI) destekleyen bir tasarıyı kabul etti.  Girişim, Avrupa genelinde güvenli ve erişilebilir kürtaj hizmetlerine yönelik eşitsizliklerin giderilmesi talebiyle AB’nin 27 üye ülkesinin tamamında toplam 1,1 milyondan fazla imza topladı ve gündemi Brüksel’e taşıdı. Avrupa Vatandaş Girişimleri, AB vatandaşlarının doğrudan katılımını sağlayan demokratik araçlardan biri olarak, vatandaşların Avrupa Komisyonu’nu yeni bir mevzuat önermeye çağırmasına imkan tanıyor. Bir girişimin resmen geçerli sayılabilmesi için en az yedi AB ülkesinde toplam en az 1 milyon imzaya ulaşması gerekiyor. Bu eşik aşıldığında girişim, Avrupa Parlamentosu’nda görüşülmek zorunda ve Avrupa Komisyonu da belirli bir süre içinde ya somut bir yasama önerisi sunmak ya da neden böyle bir adım atmayacağını gerekçelendirmekle yükümlü oluyor. Parlamentodaki oylamada tasarı 358 kabul, 202 ret ve 79 çekimser oyla kabul edildi, ve metinde güvenli ve yasal kürtaj erişimi olmayan kişilere destek sağlamak üzere AB tarafından gönüllü katılımla finanse edilecek bir dayanışma mekanizması oluşturulması çağrısı yer aldı; bu mekanizma, üye devletlerin kendi ulusal yasalarına uygun şekilde başka bir ülkede kürtaj hizmeti alabilmesi için mali destek sağlamayı hedefliyor. Tasarı bağlayıcı bir yasa değil, siyasi bir metin olarak kabul edildi; Avrupa Komisyonu’nun Mart 2026’ya kadar öneri ya da değerlendirme ile yanıt vermesi bekleniyor. Parlamenterler, kürtaj hizmetlerine erişimi bir insan hakkı olarak tanımlarken, birçok üye ülkede yasal ve pratik engellerin devam ettiğine dikkat çekti ve daha güçlü AB düzeyinde eylem çağrısı yaptı.

Brezilya: Brezilya’da binlerce kadın, Aralık 2025’te kadın cinayetleri ve hükümetin yetersiz koruyucu ve önleyici politikalarına karşı sokaklara çıktı. São Paulo Valisi Tarcísio de Freitas’ın kadına yönelik şiddetle mücadelede koruyucu ve önleyici politikalara için ayrılan bütçede öngörülen %50’ye yakın kesintilere karşı bir öfke patlamasına dönüştü. Kadınlar Hayatta Kalsın İsyanı (Levante Mulheres Vivas) adı altında São Paulo, Rio de Janeiro ve Brasília gibi büyük şehirlerde eylemler yapan kadınlar, kadın cinayetlerine ve kadın yönelik şiddete dair önleyici politikaların uygulanmasına vurgu yaptı. “Kamu bütçesi, nitelikli personel ve ekonomik-sosyal araştırma göstergeleri olmadan, kadına yönelik şiddeti önlemek için etkili kamu politikaları geliştirmenin yolu yoktur,” denildi.

Fotoğraf: Marcelo Camargo/Agência Brasil

Filistin: Temmuz ayından itibaren Gazze’de temiz suya ve hijyen ürünlerine erişimin imkansız hale gelmesi ve hala kadınların çocuklarına temiz su ve yiyecek ararken öldürülmesi üzerine, uluslararası platformlarda bu durum “kadın soykırımı” olarak tanımlandı. Batı Şeria’da ise artan yerleşimci şiddeti ve kadın aktivistlerin kitlesel olarak tutuklanması, kadın hareketinin odağını hapishanelerdeki hak ihlallerini belgelemeye ve gıda egemenliğini savunmaya kaydırdı. Eylül ve Aralık ayları arasında, Filistinli kadınlar küresel bir kampanya yürüterek çatışma bölgelerinde kadınların korunmasına yönelik BM kararlarının (1325 sayılı Karar gibi) işlevsizliğini protesto ettiler. Yılın sonuna doğru, İsrail hapishanelerindeki Filistinli kadın tutsakların maruz kaldığı kötü muameleye karşı başlatılan açlık grevleri, hem yerel sivil toplumda hem de uluslararası çevrelerde geniş yankı buldu. 

Fransa: Fransa, Ekim 2025’te kabul edilen tarihi bir yasa reformuyla tecavüzün tanımını “rıza eksikliği” esasına dayandırdı. Ülke genelinde infial yaratan Gisèle Pelicot davası ve ardından gelen güçlü feminist protestoların etkisiyle hazırlanan yasa, Senato’da 327 kabul oyuyla onaylandı. Yeni düzenlemeyle birlikte Fransız Ceza Kanunu, tecavüzü artık rıza dışı gerçekleşen her türlü cinsel eylemi bu kapsamda değerlendirecek. Yasada rızanın; özgürce verilmiş, bilgilendirilmiş, spesifik ve her an geri alınabilir olması gerektiği, mağdurun sessizliğinin veya tepkisizliğinin asla rıza sayılamayacağı açıkça vurgulanıyor. Bu reformun, Fransa’nın İstanbul Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerini tam olarak yerine getirme taahhüdünün bir parçası olarak hayata geçirildiği belirtiliyor.

Fotoğraf: Benjamin Girette / Hans Lucas

Güney Afrika: Kasım 2025’te Johannesburg’da düzenlenen G20 Zirvesi’ne karşı Güney Afrika tarihinin en büyük sivil itaatsizlik eylemlerinden biri olan Kadınların Hayatı Durdurma (Women’s Shutdown) protestoları düzenlendi. Binlerce kadın, kadına yönelik şiddeti ve kadın cinayetlerini protesto etmek amacıyla işe gitmeyi reddederek hayatı durdururken, zirveye katılan dünya liderlerine “kadınların güvenliği sağlanmadan ekonomik istikrarın sağlanamayacağı” mesajını verdi. Bu kitlesel grev, toplumsal cinsiyet eşitliğini zirvenin ana gündem maddelerinden biri haline getirdi. Protestoların yarattığı kamuoyu baskısı karşısında Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti resmen “ulusal afet” ilan etti. Bu kritik kararla birlikte, şiddetle mücadele için özel acil durum fonları devreye sokulurken; kadınların adalete erişimini hızlandıracak ihtisas mahkemelerinin kurulması ve polis teşkilatında radikal reformların yapılması kararlaştırıldı.

İran: İran rejimi 2025’te kadınları ekonomik ve hukuki kıskaca alarak baskıyı artırdı. Kadın koruma yasaları 14 yıldır bekletilirken, boşanma tazminatı olan “çeyiz” borcunun 110 altından 14’e düşürülmesi, kadınları ekonomik  olarak erkeğe mahkum etme hamlesi olarak öne çıktı. Buna rağmen İranlı kadınlar, yüz tanıma ve ağır cezalara sivil itaatsizlikle yanıt vererek başörtüsüz sokağa çıkmayı sürdürüyor. Rejimin işletmeleri kapatma ve dijital gözetim gibi taktiklerine karşı yeni örgütlenme yolları bulan kadınlar, her türlü cezalandırma ve öldürme tehdidine rağmen 2025’te direnişi gündelik yaşamın bir parçası haline getirdi.

İspanya: İspanya’da kadın hakları gündemi, kürtaj hakkının kalıcı biçimde güvence altına alınmasına yönelik adımlarla öne çıktı. Hükümet, isteğe bağlı kürtaj hakkının Anayasa’ya eklenmesi sürecini başlatırken, bu adımın olası siyasal geri dönüşlere karşı koruyucu bir zemin oluşturması hedeflendi. Aynı dönemde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, İspanya’nın kürtaj erişimini kolaylaştıran son reformlarını olumlu değerlendirerek kamu sağlık sistemi içinde hizmete erişimin güçlendirilmesini teşvik etti. Öte yandan feminist hareketler, Madrid başta olmak üzere birçok kentte düzenlenen kitlesel eylemlerle üreme haklarının korunması ve kadına yönelik şiddetle mücadelenin güçlendirilmesi çağrılarını sürdürdü.

İtalya: İtalya, 2025 yılının Kasım ayında İtalyan Parlamentosu, “femicidio” (kadın cinayeti) kavramını resmen suç kapsamına alarak bu suç için müebbet hapis cezası öngören yasayı oy birliğiyle kabul etti. Başbakan Giorgia Meloni hükümeti, sığınaklara  ayrılan bütçeyi artırırken, parlamento cinsel saldırı tanımına “açık rıza” kavramını dahil etmeyi de tartıştı. Ancak yasalaşan ağır cezalara rağmen toplumsal öfke dinmedi ve “Non Una di Meno” (Bir Kişi Bile Eksilmeyeceğiz) hareketi öncülüğünde binlerce kişi Roma sokaklarında kalabalık bir eylem yaptıi. Göstericiler, devletin sadece cezaları artırmasına tepki göstererek, şiddetin kaynağı olan patriyarkal sisteme karşı daha köklü adımlar atılmasını talep etti. Özellikle okullarda zorunlu cinsel eğitim verilmemesini eleştiren hak savunucuları, Giulia Cecchettin ve ardından gelen trajik cinayetlerin ancak zihniyet değişimiyle önlenebileceğini bir kez daha yüksek sesle duyurdu.

Fotoğraf: Luca Bruno/AP Photo

İzlanda: 2025’in ikinci yarısında İzlanda’da toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesi, 24 Ekim’de düzenlenen Ulusal Kadın Grevi ile öne çıktı. Bu grev, 1975’teki simgesel kvennafrí eyleminin 50. yıldönümü anısına gerçekleştirildi; kadınlar ücretli ve ücretsiz tüm işlerini bırakarak cinsiyete dayalı ücret farkları, bakım emeğinin değersizliği ve şiddet gibi yapısal eşitsizliklere dikkat çekti. Grev çağrısı, sendikalar ve kadın örgütleri tarafından yapıldı ve hem sağlık hem eğitim gibi kadınların yoğun olduğu sektörlerde hizmetlerin büyük ölçüde sınırlanmasına yol açtı. Etkinlikler kapsamında Reykjavik’te yürüyüşler ve toplantılar düzenlendi; feministler eşit ücret, şiddetin önlenmesi ve göçmen kadın hakları gibi taleplerini kamuoyuna taşıdı.

Japonya: Japonya’da hükümet, revize edilen Medeni Kanun kapsamında ortak velayet ve nafaka sisteminin 1 Nisan 2026’da yürürlüğe girmesini onayladı; buna göre boşanan ebeveynler ortak ya da tek velayet arasında seçim yapabilecek, anlaşmazlık halinde karar aile mahkemesine bırakılacak ve şiddet şüphesi varsa tek velayet uygulanacak. Geçmiş dönemlerde kadın hakları örgütleri, evlilikte tek soyadı zorunluluğunun kaldırılmasını talep ederek, uygulamada kadınların %95’inin eşlerinin soyadını almak zorunda kalmasının toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştirdiğini vurgulamıştı. Aktivistler, hem velayet hem de soyadı rejiminin Japonya’daki ataerkil aile yapısını yeniden ürettiğine dikkat çekiyor.

Kırgızistan: Eylül ayında 17 yaşındaki Aisuluu Mukasheva’nın kaçırılıp öldürülmesiyle toplumsal bir öfkeye dönüştü. Bu üzerine Cumhurbaşkanı Sadır Japarov, çocuklara ve kadınlara karşı işlenen en ağır suçlar için idam cezasının geri getirilmesini öngören bir anayasa değişikliği teklifini gündeme getirdi. Japarov, bu hamlesini “toplumsal bir talep” olarak nitelendirse de, Anayasa Mahkemesi aralıkta aldığı bir kararla idam cezasının geri getirilmesinin anayasaya ve uluslararası yükümlülüklere aykırı olduğuna hükmederek teklifi reddetti. İnsan hakları örgütleri bu süreçte, popülist cezalar yerine bağımsız denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve önleyici tedbirlerin artırılması gerektiğini bir kez daha yüksek sesle vurguladı.

Kolombiya: Ülkede yürürlüğe giren yeni yasa ile 18 yaş altı evlilikler tüm istisnalarıyla yasaklandı; böylece ebeveyn izni ya da yargı kararı gibi gerekçelerle çocuk evliliğine izin veren tüm düzenlemeler kaldırıldı. Yasa, özellikle kız çocuklarını hedef alan erken yaşta evlilik ve buna bağlı cinsel şiddet risklerine karşı tarihi bir kazanım olarak değerlendirildi. Bu gelişme, Kolombiya’nın kadın ve kız çocuklarının bedensel özerkliğini hem ulusal hukukta  güçlendirmeye yönelik yönelimini ortaya koydu.

Fotoğraf: Gregorio Borgia/AP Photo

Letonya: Letonya’da parlamento tarafından İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme yönünde karar aldı; Saeima’da yapılan oylamada çoğunluk sözleşmeden ayrılma yönünde oy kullanırken bu karar sosyal tartışmalara ve başkent Riga’da protestolara yol açtı. Karar, dönemin Cumhurbaşkanı Edgars Rinkēvičs tarafından meclise yeniden inceleme için geri gönderildi, böylece sürecin yürürlüğe girip girmeyeceği belirsizliğini koruyor. Bu politika tartışması ve kamuoyu tepkisi, kadınlara yönelik şiddetle mücadelede uluslararası standartları savunan insan hakları örgütlerinin tepkisini çekti ve Avrupa’daki insan hakları gündeminde geniş yankı buldu.

Litvanya: Avrupa Birliği Dijital Hizmetler Yasası’nın (DSA) ulusal düzeyde uygulanmasıyla çevrimiçi nefret söylemi ve siber tacizle mücadelede platformlara yönelik yükümlülükler güçlendirilirken, kadın örgütleri bu adımların ulusal ceza mevzuatıyla desteklenmemesini yetersiz buldu. Öte yandan İstanbul Sözleşmesi’nin parlamentoda yeniden gündeme gelmesine rağmen, muhafazakar kanadın “aile yapısı” ve “toplumsal cinsiyet” gerekçeli itirazları nedeniyle onay süreci bir kez daha tıkandı; bunun üzerine Vilnius’ta sözleşmenin onaylanması talebiyle protestolar düzenlendi. Hükümetin aile içi şiddet yasalarını iyileştirme vaadi ise savunma harcamaları nedeniyle sosyal hizmet bütçelerinin kısıtlanması gerekçesiyle feminist çevreler tarafından inandırıcı bulunmadı.

Peru: 19 Kasım 2025’te Peru Kongresi, “toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramını yasal ve düzenleyici çerçeveden çıkararak yerine “kadınlar ve erkekler arasında eşit fırsatlar” ifadesini getiren yasa teklifini kabul etti. Reform, tüm kamu kurumlarının bir yıl içinde politika ve belgelerini bu yeni kavrama uyarlamasını öngörürken, Kapsamlı Cinsel Eğitimi de yasal çerçeveden çıkararak Milli Eğitim Bakanlığı’nın bunu “bilim, biyoloji ve etik temelli cinsel eğitim” ile değiştirmesini şart koşuyor.

Rusya: Rusya hükümeti, “geleneksel değerleri” koruma adı altında yürüttüğü politikalarla kadınların özerkliğine karşı adeta bir savaş açtı. Feminist gruplar “yabancı ajan” veya “istenmeyen kuruluş” ilan edilerek sistemli bir şekilde baskı altına alınırken, kadın hakları savunucuları hapis cezaları ve ağır para cezalarına maruz kaldı. Bazı bölgelerde özel kliniklerin kürtaj yapması yasaklanırken, “çocuksuzluk propagandası” yapanlara yönelik ağır yaptırımlar içeren yasal düzenlemeler hayata geçirildi.